Ana Sayfaya Dön
İslam'ın Şartlarıyla İlgili Sorular
İslam'ın Şartlarıyla İlgili Sorular
İslam'la İlgili Genel Sorular
İslam'la İlgili Genel Sorular
İslam'la İlgili Genel Bir Klasör-Sureler, Dulalar vb.
İslam'la İlgili Genel Bir Klasör-Sureler, Dulalar vb.
Dini Günler Ve Aylar
Dini Günler Ve Aylar
Hayat Hikayeleri, Hikayeler, Güzel Sözler
Hayat Hikayeleri, Hikayeler, Güzel Sözler
Sorularlaİslam yeni yapılanma sürecinde eksiklik ve hataları lütfen bildirin. Bu blogdaki her yazı kaynak gösterilmeksizin alınabilir, kullanılabilir, dağıtılabilir. Sorularımızın kaynağı genellikle www.islamdini.com ve www.huzurpinari.com adresleridir.

• 16/4/2006 - Öğrenmenin Acısını Tatmayan



 Öğrenmenin Acısını Tatmayan

 

 

Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini yudumlar.

İlim öğrenmek farzdır. Farzları, haramları öğrenmek farz, vacipleri öğrenmek vacip, sünnetleri öğrenmek ise sünnettir. Öğreneceğiz ve kaçınacağız. Bir hadîs-i serimde;(Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmeyerek yapılan çok ibadetken dahâ iyidir!) buyuruldu. Resûlullah efendimiz bir kere de:

(Şeytanın bir âlimden korkması, câhil olan bin âbidden korkmasından dahâ çoktur!) buyurdu.

 

İslâm dîninde kadın, kocasının izni olmadan nâfile hacca gidemez. Sefere, misâfirliğe gidemez. Fakat, kocası öğretmezse ve izin vermezse, ondan izinsiz, ilim öğrenmeğe gidebilir.

Görülüyor ki, büyük ibâdet olan hacca izinsiz gitmesi günâh olduğu hâlde, ilim öğrenmeğe izinsiz gitmesi günâh olmuyor.

 

Erkek olsun kadın olsun, Müslümanların ilim öğrenmesi farzdır. Beşikten mezara kadar ilim öğreneceğiz. Zira Peygamber efendimiz:

(Beşikten mezâra kadar ilim öğreniniz, çalısınız!) buyurdu.

 

Ya’nî, bir ayağı mezârda olan seksenlik ihtiyârin da çalışması lâzımdır. Öğrenmesi ibadettir. Çünkü Resûlullah efendimiz:

(Yarin ölecekmiş gibi âhirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâ islerine çalısınız!) buyurdu.

Dinin alışveriş kısmini bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azaba yakalanır ve çok pişman olur.

 

Bir kimse fıkıh bilmez, fıkhın kıymetini ve fıkıh âlimlerinin değerini bilmezse, böyle âlimlerin kıymetli eserlerini okumak kendisine ağır gelir. Halbuki İmâm-i Mâlik ve Ebû Bekr-i Verrâk hazretleri:

"Fıkıh öğrenmeyip tasavvufla uğrasan dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan, bid'at sâhibi yâni sapık olur. Her ikisini edinen hakîkate varır." buyuruyorlar. Peygamber efendimizi de:

(İbâdetlerin efdali, en kıymetlisi, fıkh öğrenmek ve öğretmektir.) buyurarak, fıkıh, ilmihal bilgilerini öğrenmenin ehemmiyetini bildirmektedir.

 

İlim, insanlara, ekmek ve su kadar lazımdır. Zira Peygamber efendimiz:

(Bütün Müslümân erkeklerine ve bütün Müslümân kadınlarına, ilmi aramak, öğrenmek farzdır!) buyuruyorlar.

Ayrıca Peygamber efendimiz:

(İlim öğreniniz! İlim öğrenmek ibadettir. İlim öğretene ve öğrenene cihâd sevâbı vardir. İlim öğretmek, sadaka vermek gibidir. Âlimden ilim öğrenmek, teheccüd namâzı kılmak gibidir) buyurmaktadırlar.

 

Ancak ilim, rivayet ve kuru malumat, bilgi çokluğu değildir. İlim, faydalı olan ve kendisiyle amel edilen şeydir. İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temin edilen faydadır.

Bir kimsenin ilmi, kendisini Allahü teâlânın yasaklarından men etmiyorsa, o kimse büyük tehlikededir. İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir.

 

Kendini bilmeyene ilim öğreten, ilmin hakkını zayi etmiş olur. Layık olandan ilmi esirgeyen de, zulmetmiş olur.

 

İlim öğrenmek için üç Sart vardir:

Birincisi; hocanın ya’ni ilim öğretenin maharetli olması lazımdır.

İkincisi; talebenin zeki olması, sürat-i intikal sahibi olması lazımdır.

Üçüncü şart ise; ilim öğrenmek için uzun bir zamanın lazım olduğu unutmamak lazımdır.

İlim ganimettir. Sükut kurtuluştur. Halktan bir şey ummamak ise, rahatlıktır.

 

Batın ilmi zahir ilmi öğrendikten sonra öğrenilir. Zahiri ilimleri öğrenip onunla amel eden kimseye Allahü teâlâ batın ilmini açar. Batin ilmi ancak kalbin açık olup nurlanması ile elde edilir. Bunun için açık ve zahir olan şeylere sarılmalı, bilinmeyen yollara girmekten sakınmalıdır.

Hakkı doğruyu kim söylerse söylesin kabul etmelidir. Söyleyene değil, söylenen söze bakmalıdır. Ancak ölçü şu olmalı: Ehlisünnet itikadına uygun olmayan sözlerin ve söyleyenlerin hiçbir kıymeti yoktur.

 

Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine:

«Benim dinimde sen nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin?» sualini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş olur.

Ölmemek için, yemek, içmek lâzım olduğu gibi, inkârcılara aldanmamak, dinden çıkmamak için de, dînini, îmânını öğrenmek lâzımdır. Ecdâdımız, her zamân toplanırlar, ilmihâl kitâblarını okurlar, dinlerini öğrenirlerdi. Ancak, böyle Müslümân kaldılar. İslâmiyetin zevkini aldılar. Bu se’âdet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabildiler. Bizim de Müslümân kalmamız, yavrularımızı içimizdeki ve dışımızdaki inkârcılara kaptırmamamız için, birinci ve en lüzûmlu çâre, her şeyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hâzırladığı ilmihâl kitâplarını okumak ve öğrenmektir. Zira Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

(İlim bulunan yerde Müslümânlık vardir. İlim bulunmayan yerde Müslümânlık kalmaz.)

 

İslam alimlerinin büyüklerinden olan Abdullah-i Ensârî hazretleri de talebelerine söyle buyururlardı:

"Âhirette her incinin bir sedefi vardir. Her şeyin kendi hâline göre bir şerefi, değeri vardir. İnsanoğlu da kendisinde ilim bulunan bir sedeftir. Onun şerefi de ilim iledir. İlmi olmayan kimse, câhillik içinde kalır, muhabbet kadehini içemez, vilâyet libâsını giyemez. Allahü teâlâ câhili kendine dost edinmez."

 

(Osman Ünlü)


Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Şu anda bu sayfada bulunuyorsunuz:264 Kayıtlı yazı sayımız:395
Bu blogu 10 Nisan 2007 tarihinden beri
Free Web Counter
kişi ziyaret etmiştir.
gülfm e davetlisiniz
namazda tahiyyat
TEBRİK
cevap
namaz
Designed by: Elegant Web Templates