İmâm-i azamin vasiyeti
Biliniz ki, Ehl-i sünnet vel-cemâ’at mezhebi haktır ve oniki haslet üzeredir. Ya’nî kurtuluş fırkası olan Ehl-i sünnet vel-cemâatte oniki husûsiyet vardir.
İmâm-i a’zam, vefâtına yakin ashâbına söyle vasiyet etti: Kıymetli dostlarım, azîz kardeşlerim! Biliniz ki, Ehl-i sünnet vel-cemâ’at mezhebi haktir ve oniki haslet üzeredir. Ya’nî kurtuluş fırkası olan Ehl-i sünnet vel-cemâatte oniki husûsiyet vardir:
Bu oniki husûsiyeti kabûl edip, bunlara uyanlar bidatten uzak olur. Bu hasletlere riâyet ediniz, bunlardan ayrılmayınız ki, Peygamber efendimizin sefâ’atına nâil olasınız.
1- Îmân, kalb ile tasdîk, dil ile ikrâr etmektir. Îmânda çoğalma ve azalma olmaz. Îmân, amelden başkadır. Amel de îmândan cüz, parça değil, ayrıdır. Îmânın parlaklığı, nûru farklı, ya’nî az parlak, çok parlak olabilir.
2- Ameller üç kişimdir: Farz, fazîlet, günâh.
3- Arş üzerinde istivâ, yerleşme ve oturma ma’nâsında değildir. Allahü teâlâ zamandan, mekândan münezzehtir. Arş mahlûktur. Önceden yok idi. Sonradan yaratıldı.
4- Kur’ân-i kerîm, Allahü teâlânın kelâmı, bütün sübûtî sıfatları kendi değildir, gayri de değildir. Mushaflarda yazılıdır, dillerde okunur, gönüllerde saklanır. Allahü teâlânın kelâmı mahlûk, sonradan olma değildir. Zâti ile kâimdir. Kur’ân-i kerîm mahlûktur diyen kâfir olur.
5- Bu ümmetin Peygamber efendimizden sonra en üstünleri Hz. Ebû Bekir, sonra Hz. Ömer, sonra Hz. Osman, sonra Hz. Ali’dir (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn.) Ya’nî üstünlükleri hilâfetteki sıralarına göredir. Onları seven her mü’min muttakî, onlara düşman olan ise, münâfık ve sakîdir.
6- Kul, bütün fiilleri, yaptıkları ile mahlûktur. Amelleri, ikrârı, bilmesi de mahlûktur. İşi yapan mahlûk olunca, yaptıkları elbette mahlûk olur.
7- Yaratıcı ve rızkı verici Allahü teâlâdır. Helâlden mal, para kazanmak helâl, harâmdan kazanmak ise harâmdır.
8- Allahü teâlâ hiçbir şeye muhtâç değildir.
9- Mest üzerine mesh câizdir. Mukîm için müddeti yirmi dört saat, misâfir için üç gün üç gece, ya’nî yetmişiki saattir. Hadîs-i şerîfte böyle bildirilmiştir. Bunu inkâr edenin kâfir olmasından korkulur.
10- Allahü teâlâ, kaleme yazmayı emredince, kalem, yâ Rabbî ne yazayım dedi. "Kıyâmete kadar olacak her şeyi" emr-i İlâhîsi geldi. Allahü teâlâ Kamer sûresi elli ikinci âyetinde: "İsledikleri her şey defterlerindedir" buyuruyor.
11- Azâb vardır ve olacaktır. Olmama ihtimâli yoktur. Münker ve Nekir’in kabirde suâl sormaları haktir. Hadîs-i şerîfler böyle olduğunu bildirmektedir. Cennet ve Cehennem yok olmazlar. Allahü teâlâ Cennet için, "Müminlere hazırlanmıştır", Cehennem için de, "Kâfirlere hazırlanmıştır" buyuruyor. Allahü teâlâ, Cennet ve Cehennemi mükâfât ve cezâ için yarattı. İkisi de devamlı olup, geçici değillerdir. Mîzân haktir. Allahü teâlâ, "Kıyâmet gününde amellerin tartılması için terâzi kurulur" buyuruyor. Herkesin amel defterinin okunması haktir. Âyet-i kerîmede, "Bugün senin hesâbin için, sana kitâbini, ya’nî amel defterini okuman kâfidir" buyuruldu.
12- Allahü teâlâ insanları, öldükten sonra, kıyâmette diriltecek. Bir araya toplayacak. O günün uzunluğu, dünya senesi ile elli bin yıldır. Sevâb, azâb ve hakların görülmesi içindir. Allahü teâlâ, "Uzunluğu elli bin sene olan günde" buyuruyor. Bir âyet-i kerîmede de, "Allahü teâlâ kabirlerde olanları diriltir" buyurmaktadır.
Cennettekilerin Allahü teâlâyı, nasıl olduğu bilinmeyen, bir şeye benzetilmeden ve cihetsiz, ya’nî herhangi bir yönde olmadan görmeleri haktir. Bir âyet-i kerîmede, "Bütün yüzler, Rablerine bakınca parlar" buyurulmuştur.
Muhammed Mustafa’nın (aleyhisselâm) sefâ’ati haktir, olacaktır. Cennetlik olan mü’minlere ve büyük günâhı olanlara sefâ’at edecektir.
Hz. Âise, Hatice-tül-kübrâ’dan sonra bütün kadınların üstünü ve mü’minlerin anneleridir. Cennet ehli Cennette, Cehennemdekiler de Cehennemde sonsuz kalır. Allahü teâlâ Bekara sûresi 82, A’raf sûresi 42, Yûnus sûresi 26 ve Hûd sûresi 23. âyetlerinde mü’minler için, "Onlar Cennetliklerdir, orada ebedî kalacaklardır" buyurdu.
İmâm-i a’zamın vasiyeti budur. Bu i’tikâd üzere olana, Ehl-i sünnet vel-cemâ’at mezhebindendir denir. Bu i’tikâd üzere ölürse kurtulmuşlar zümresinden olur.
(Mehmet Oruç)