Edep
Behâeddîn Buhârî hazretleri bir sohbetlerinde buyurdu ki:
"Bizim yolumuzdaki kimselerin su edebi gözetmesi gerekir: Birincisi; Allahü teâlâya karsı edeptir. Yâni zâhiri ve bâtini ile tamâmen kulluk içinde olmalı. Allahü teâlânın bütün emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınması ve Allahü teâlâdan başka her şeyi, mâsivâyi terk etmesidir. İkincisi; Resûlullah efendimize karsı edeb: Bu da is ve hâllerde O'na uymaktır. Üçüncüsü; hocasına karsı edeb: Çünkü kendisinin Peygamberimize uymasına, hocası vâsıta olmuştur. Bu bakımdan, hocasını hiçbir zaman unutmamalıdır."
Bir talebe, kendisine ilim ve edeb öğreten ve hakîkî âlim olan hocasına edep ve muhabbetle nazar edip bakınca, hak yoluna girmiş olur.
"Kendisinden ilim ve edeb öğrendiğin üstâda hizmet, babaya hizmetten önce gelir. Çünkü baba, senin, bu birkaç günlük keder ve sıkıntı âlemine gelmene vesîle oldu. O kıymetli üstâd ise, seni safâ âlemine, yüce âleme yükseltmekte, ebedî saâdetine vesîle olmaktadır."
"Allahü teâlâya karşı edeb, onun emirlerini ihlâs ile yerine getirmek, O'ndan korkmak, çekinmek. Bir belâ ve sıkıntı sırasında insanlara rıfk, güzel muâmele, genişlik zamânında hilm, yumuşaklık ile, nefsin yoksulluğa düşmekten çekindiği zamanlarda cömertlik ve kerem ile davranmak, gücü yettiği zaman affetmek, insanlara merhamet ve şefkat göstermek, fazîletli olmak, gelmeyene gitmek, kötülük yapana iyilik yapmak ve bütün Müslümanlara hürmet etmektir. Çünkü Müslümanlardan her biri mutlaka Allahü teâlânın bir lütfüne mazhardır (onun duâsı insani Allahü teâlânın rahmetine kavuşturur).”
"Kişinin nefsini güzel edeb ile süslemesi, ehlini terbiye etmeye sebebedir."
"Kendisinden ilim ve edeb öğrenilecek hakîkî din âlimine tam teslim olmalı, onda bir noksan aranmamalıdır. Bütün kusur ve kabahatleri kendisinden bilmeli, her hâl-ü kârda edebe riâyet etmelidir. Hocasının ilminden, feyz ve bereketlerinden istifâde etmenin, ancak bu şekilde olduğunu düşünerek, bu yolda ilerlemek için gece-gündüz çalışmalıdır. Kolaylık vermesi için ve bunca nîmetlere kavuştuktan sonra mahrûm olmak felâketine düşmekten koruması için, ağlayarak Allahü teâlâya yalvarmalıdır."
"Büyüklerin huzûrundan kovulmayı icâb ettiren şey, edebi terk etmektir."
Bir gün Ebû Hafs hazretlerinden tasavvufu sordular. O; "Tasavvuf, bastan basa edeptir. Zîrâ her vaktin bir edebi, her makâmın bir edebi ve her hâlin bir edebi vardir. Vakitlerle ilgili edebe riâyet edenler (vaktini iyi şeylerle geçirenler), velî kimselerin makâmına ulaşırlar. Edebi terk edenler, Allahü teâlâya yakin olduklarını zannettikleri hâlde, O'ndan uzaktırlar. Bâzı kullar da vardir ki, kendilerinin zannettiklerinden daha yüksek bir mertebeye sâhiptir, daha sevgilidirler."
Bu yol, edebi muhâfaza ve edebin hükümlerine riâyet etmek üzerine kurulmuştur.
"Edep iki kısımdır: Bâtinin edebi, zâhirin edebi. Bâtinin edebi, kalbin temizlenmesi; zâhirin edebi ise uzuvları kötülük yapmaktan ve günahlardan korumaktır."
"Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakk'a kavuşamaz."
"Talebenin edebi, hocasına hürmet, kardeşlerine hizmet, dünyâ bağlarını kesmek ve dînin âdâbına göre kendini korumaktır."
Sakin terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Huda’dır bu!
Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-i Mustafa’dır bu.
Habîb-i Kibriyânin hâb-gâhidir fazîletde,
Tefevvuk-kerde-i arş-i cenâb-i Kibriyâ’dır bu.
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil,
İmâdin açdı mevcûdât dü çeşmin tûtiyâdır bu.
Felekde mâh-i nev Bâb'üs-Selâmın sîne-çâkıdır,
Bunun kandîli cevzâ Matla-i nûr-i ziyâdır bu.
Mürâât-i edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
Metâf-i kudsiyâdır bûse-gâh-i enbiyâdır bu.
Nâatin açıklaması şöyledir: "Edebi terk etmekten sakin! Zîrâ burası Allahü teâlânın sevgilisi olan Peygamber efendimizin bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i ekremin makâmıdır. Burası Cenâb-i Hakk’ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazîlet yönünden düşünülürse, Allahü teâlânın arşının en üstündedir. Bu mübârek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlıkları sona erdi. Yaratılmışlar, iki gözünü körlükten açtı. Zîrâ burası kör gözlere şifâ veren sürmedir. Gökyüzündeki yeni ay, O'nun kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile O peygamberin nûrundan doğmaktadır. Ey Nâbî, bu dergâha edebin şartlarına riâyet ederek gir. Zîrâ burası, büyük meleklerin etrâfında pervâne olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir."